Delirtici Kayıtsızlığa Karşı Acıyı Ortaklaştırma Deneyimi
13 Ocak 2023*
Gerçeğin Gözden Düşüşü
Dijital bilgi çağında bilgiye erişmek inanılmaz derecede kolaylaşsa da doğru bilgilere, gerçeğin kendisine erişmek her daim kolay değil. Gerçekten, sıradan internet kullanıcıları olarak bilmediğimiz veya hakkında kısıtlı bilgiye sahip olduğumuz bir konuda ne şekilde araştırma yapacağımızı çoğunlukla bilmeyiz. Nitelik arz eden açık kaynaklara erişmemiz için doğru yönlendirilmiş olmamız gerekecektir. Bilgi yığınlarının içerisinde doğruluğu teyit edilmiş bilgilere ulaşmamız oldukça zordur. İnternet milyonlarca hurafeyle dolu olduğundan yalanlardan oluşan bilgilere kapılmamız ve gerçekmiş gibi yalan olduğu nitelikli kaynaklardan biraz daha araştırarak öğrenilebilen olgulara inanabiliriz.
Günümüzde, insanların yanlış bilgiye sonuna dek bağlı kalmaları gibi bir enterasanlık göze çarpıyor. Aşı karşıtlarının COVID 19 aşılarının kısır yaptığı veya illimunati isimli örgütün tüm dünyayı yönettiği veya Mısır piramitlerinin uzaylılar tarafından inşa edildiği bilgisini sonuna kadar savunabilirsiniz. Bu tarzdan bilgilere körü körüne bağlı insanlar için akıl ve bilim Facebook’ta binlerce kişinin “postladıklarının” karşısında o kadar da ikna edici değil. Gerçeklikle yüzleştirmek için kullanılan görseller bile ikna etmiyorken, bahsettiğimiz topluluğa mRNA hakkında yapılan bilimsel çalışmaları anlatmak çok güç olmuştur.
Tam da bu nedenle haber fotoğrafçılığı ile insanlara “bakın, görün, öğrenin” denilir, gerçeklikle yüzleşmeleri istenilir, ama insanlar yine de görmemeyi veya gördüğü halde reddetmeyi tercih edebilirler.
Acının Fotoğrafı ve Gerçeklik
Fotoğraflar acaba salt gerçeklikle yüzleştirme aracı mı yoksa acıya bakmanın ve görmenin bir yolu mu?
İmanla bağlılıktan söz eden Sontag, insanların bu şekilde bağlı oldukları şeylerle çelişen kanıtlar sağlayan görüntüler gördüklerinde bunların birer kurgudan ibaret olduklarını iddia ettiklerini, vahşetin fotoğraflarla kanıtlanması durumunda dahi kolaylıkla görmezden gelindiğini belirtiyor. Bir taraftan insanın aklına gelmiyor değil, bu durum bizlere çok fazla yalan söylendiğini bilmemizden kaynaklanıyor olabilir mi? Haberlerin dilindeki acının anlatıldığı kurgusal farkındalığın aksine fotoğrafların tek bir dili olduğundan bahseden Sontag, fotoğraf için kurgu yapılabildiğini belirtirken bu gerçeği atlamıyor elbette. İnsanların fotoğraflara baktığında dahi gerçeği inkar etmelerinin altında çok fazla kandırılmış olmamızın da payı olduğunu düşünüyorum.
Mesela Ukrayna’nın ünlü ‘influencer’larından Marianna Vishegirskaya’nın fotoğrafı aklıma geliyor. Mariana Vishegirskaya, 9 Mart 2022 Salı günü Rusya'nın Ukrayna'nın Mariupol kentinde bir doğum servisini bombalaması sonrasında fotoğraflanan kadınlardan biri. Fotoğraf, yüzü kurumuş kanla kaplıyken Mariana'yı bir battaniyeye sarılmış olarak gösteriyordu. Saldırıdan sonra, 12 Mart’ta, Associated Press tarafından servis edilen bir diğer fotoğrafta da, Mariana Vishegirskaya, bombalı saldırıdan kurtulduktan sadece iki gün sonra kızını dünyaya getirdiği ve kocasıyla beraber çekilen bir kareyi görüyoruz. Ardından bu kadının ve bebeğinin hayatını kaybettiği bilgisi 15 Mart’ta basında haberleştirildi. Bombalama haberi geldikten sonra, Rus büyükelçiliği Mariana'nın bir aktör olduğunu ve fotoğrafların kurgulandığını iddia ederek fotoğrafları “FAKE” yazısıyla tweetledi. Bombalandığı iddia edilen doğum hastanesinin aslında bir fotoğraf seti olduğu ve Marianna Vishegirskaya’nın makyajlı olduğu kamuoyunda konuşuldu.
Ardından ne hikmetse 2 Nisan’da YouTube'da Marianna Vyshemirska’nın canlı olduğunu gösteren bir video röportajı yayınlandı. Röportajın doğum hastanesine yönelik herhangi bir hava saldırısı olmadığı, çünkü uçakların sesininin kimsenin duymadığı sosyal medyada konuşuldu. Çünkü Marianna röportajda 6-9 Mart tarihleri arasında hastanede kaldığını ve aslında başka bir hastanede doğum yaptığını anlatıyor.
Ukrayna’nın ünlü ‘influencer’larından Marianna Vishegirskaya’nın
Rus saldırısı sırasında doğum hastanesi önünde çekildiği iddia edilen fotoğrafı[1]
Aynı hikayenin iki farklı versiyonu olunca ister istemez artık gördüklerimizi dahi sorgular hale geliyoruz. Milyonlarca insan ve en bilinen basın kuruluşları tarafından paylaşılan fotoğrafı kaleme alan gazeteci Orhan Gökdemir makalesinde şöyle diyor: “O fotoğrafın çekilmesinin üzerinden 12 gün geçti. (yazı 25/03/2022 tarihli) Hakkında binlerce haber üretildi, milyonlarca paylaşım yapıldı. Rus vahşetinin sembolüydü artık o fotoğraf. Fakat kahramanı öldü mü hayatta mı onu bile bilemiyoruz. Hakkında üretilen haberlerin hiçbirinin sağlam bir dayanağı yok. Zaten buna ihtiyaç duyan da yok. Savaşta haberin tek bir amacı var; gerçeği mümkün olduğunca karartmak!” [2]
İnsanların fotoğraflarla çok kolay aldatılabildiği bir çağdayız aynı zamanda. Sontag, “Fotoğraf Üzerine”’de foto muhabiri Henri Cartier-Bresson’dan yaptığı alıntıda, "En çok korkulması gereken şey, yapay olarak kurgulanan fotoğraflardır," uyarısına dikkat çekiyor.[3]
Diğer taraftan fotoğrafın özünü gerçekçiliği mi oluşturmalıdır tartışmasında da “fotografik gerçekçilik, gün geçtikçe daha fazla, 'gerçekten' olan şey olarak değil, benim 'gerçekten' algıladığım şey olarak tanımlanabilir.” diyen Sontag, fotoğrafın başlı başına gerçeği gösterme aracından çok fotoğrafa baktığımızda gördüğümüzün temsiliyetinden oluştuğunu iddia ediyor.
“Fotoğrafa gerçekçilik programı denirken fiilen ima edilmek istenen şey, gerçekliğin gizli olduğu inancıdır. Gizli olan bir şeyin de üstünden onu gizleyen örtünün kaldırılması gerekir. Fotoğraf makinesinin kaydettiği her şey bir ifşadır.”[4] diyerek fotoğrafın gerçekliği ortaya çıkardığını ekliyor. Fakat o fotoğrafta gördüğümüz, o fotoğrafa has bir gerçekliğin ifşasıdır bu. Yani görmekle, bakmakla ilgilidir. Yine de kurgulanıp kurgulanmadığını bilemediğimiz Marina’nın fotoğrafında dahi, gerçeklikten önce bir doğum hastanesinin savaş bölgesinin ortasında kalmasına, yeni doğan bebeklere, doğum yapacak kadınların acılarına odaklanıyoruz. Savaşlarda ne çok ölüyorlar diye düşünüyor ve acı çekiyoruz.
Gerçeğin Önüne Geçen Başka Gerçeklikler
Gerçekle yüzleşmenin yanında şöyle bir konu da var: Artık günümüzde her daim hakikatin üzerine yalnızca yalanlar inşa edilmeyebiliyor. Şu anda moda olan yeni bir anlayış var, o da gerçeğin üzerine yeni gerçekliklerinizi eklemek. Temel gerçeğin önüne koyduğunuz başka gerçekliklerin konuşulmasını sağladığınızda hem yalan söylemenize gerek kalmıyor, çünkü zaten ana gerçeklik konuşulmuyor hale geliyor, hem de inkar etmeniz veya bir açıklama yapmanız gerekmiyor. O açıklamayı yapma ihtiyacı duyarsanız zaten yalan söyleyebilir, gerçekleri çarpıtabilirsiniz. Post truth çağındayız. Post truth çağında, açıklama yapma ihtiyacı duymak zorunda da değilsiniz. Kimse, hiçbir kurum, hiçbir devlet, hiçbir siyasetçi alanlarının sorumluluğunu almıyor artık. Bir açıklama yapmak yeterli. Bunu da vicdanınızın sesine uyduğunuz veya insanların haklı tepkilerini kelimelere döküyor diye değil, HR şirketleri (halkla ilişkiler) aldıkları tonlarca paranın karşılığı olarak sundukları hizmette size bir açıklama yazdığı için yapıyorsunuz.
Böylece acıların üstü çok kolay örtülebilir ve görünmez hale gelebiliyor.
üstelik acıyı tamamen reddetmeniz bile gerekmiyor acıyı ve gerçeği unutturun, yeter.
2022 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan Katar'ın binlerce göçmen işçinin iş cinayetinde öldürülmesi bilgisinin önüne Dünya Kupası için kullanılacak 8 futbol stadyumunun yapımında ne kadar iklim değişikliğini önemsendiği bilgisinin geçmesi gibi. Veya ilk kez Dünya Kupa’sında yapay zeka teknolojisi kullanılarak uzaktan stadyumların giriş kapılarını çalıştırabilmesi, suyun kontrol edilebilmesi ve klimaların sorunsuz çalışmasının sağlanması gibi. Evet, bunlar birer gerçek. FIFA Dünya Kupasının dünyanın en önemli spor aktivitesi olduğu da. Stadyumların yapımında iklim değişikliğine verilen önem nedeniyle geri dönüştürülmüş konteynırların kullanıldığı da bir gerçek. Fakat insan hayatına, özellikle de göçmenlerinkine, önem verilmediği de başka bir gerçek.
The Guardian’a göre Katar'ın 12 yıl önce Dünya Kupası'na ev sahipliği yapma “hakkını” kazandığı (bu hak da tartışmalı, zira FIFA’ya Katar tarafından verilen milyonlarca dolar rüşvet karşılığında oldu.) Aralık 2010'dan beri Hindistan, Bangladeş, Nepal ve Sri Lanka'dan elde edilen veriler, 2011-2020 döneminde 5.927 göçmen işçi ölümünün olduğunu ortaya koydu. Ayrıca, Pakistan'ın Katar'daki büyükelçiliği, 2010 ile 2020 yılları arasında Pakistanlı işçilerden 824 kişinin daha hayatını kaybettiğini bildirdi. Ağustos 2021’de Uluslararası Af Örgütü, resmi hükümet verilerine dayanarak, 2010 ile 2019 yılları arasında bu Körfez ülkesinde her yaştan 15.000’den fazla Katarlı olmayan kişinin öldüğünü hesapladı.[5] 30 veya 40 yaşlarındaki genç göçmen işçilerin 40 santigrat derecenin üzerindeki bunaltıcı sıcakta on iki saatlik vardiyaların ardından bilinçlerini kaybedip öldükleri ve Kasım 2022 itibariyle bu korkunç rakamın 20.000’nin üzerine çıktığı bilgisi mevcut.
Katar elbette bu iddiaları sonuna kadar reddediyor. Ve FIFA tarafından yalnız bırakılmadı. Hatta FIFA’nın konuyla ilgili konuşan basın sözcüsü hiçbir kanıt sunmaksızın, "Şantiyedeki çok sıkı sağlık ve güvenlik önlemleriyle, FIFA Dünya Kupası şantiyelerindeki kaza sıklığı, dünyadaki diğer büyük inşaat projelerine kıyasla düşüktür" diyerek yaşanan katliamın görülmemesini sağlama yolunu seçmiştir.[6]
Ama siz elbette geri dönüştürülmüş konteynırların kullanılmasının yaratıcılığını ve çevreye kirletmeyen yeni atıkların kullanılmamış olmasını da konuşabilirsiniz. Zaten Katar bir İslam ülkesi ve bu ülkede otopsi yapılması yasak. Bu yüzden FIFA Organizasyon Komitesi de göçmen işçi ölümlerinin doğal ölüm olduğunu iddia etmektedir. Zaten ispatlayamazsınız ki. Sonuna kadar reddedebilirsiniz. Başkalarının acılarının üzerini kapatabilir ve kimseye hesap vermek zorunda hissetmeyebilirsiniz. Bu insanlar göçmen emekçiler. Çok büyük bedeller ödeyerek Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Nepal ve Sri Lanka gibi üçüncü dünya ülkelerinden gelen Katar gibi zengin bir ülke için önemsiz insanlar. Hayatlarının karşılığı birer maliyet kaleminden ibaret.
FIFA’nın tutumuna bakılacak olursa da konuşmaya bile değmez. Binlerce insanın kemikleri üzerinde top oynamanın insan hayatından daha büyük önemi var. Milyonlarca dolar dönen bir piyasada birkaç göçmen ölmüş, ne olacak! Çevreye duyarlı ve yeni teknolojiyle donatılmış harika stadyumlarda dünyanın en iyi futbolcularının top oynaması gerçeği karşısında toptan para kazananlar için bu gerçeğin konuşulmaya değmeyeceği çok açık. Bize kalansa neyi görmek istediğimizdir. Hangi resme bakmayı tercih edeceğiz? Katar’da öldürülen 20.000 göçmen işçinin çalışma alanlarında çekilmiş fotoğrafları yok ama bakmayı tercih edersek acılarına bakabiliriz.
Kimin Acısına Bakacağımızı Seçiyor muyuz?
Acıya bakmak bir tercihse eğer neye bakacağımızı da seçiyor olabilir miyiz?
Sontag “Hakkın ve haklılığın bir tarafta, baskı ve adaletsizliğin diğer tarafta yer aldığına ve kavganın sürdürülmesi gerektiğine inananlar açısından önemli olan, tam da kimin, kim tarafından öldürüldüğüdür.“ der ve öldürülen bir çocuğun İsraillinin gözünden intihar bombacısının öldürdüğü Yahudi çocuk ve Filistinlinin gözünden İsrail ordusunun tankının altında kalan çocuk olarak önce kimlikleriyle ve kim tarafından öldürüldüyle algılanması örneğinden bahseder.
Şiddet gösteren için “hangi amaca hizmet ederse etsin” meşru görülmediği belirtilir. Bu örnek özelinde Filistinlilerin yaşadıkları deneyimin oldukça ağır savaş suçlarına yanıt üretmek için intihar bombacı yetiştirmesinin kör bir şiddete yol açtığı ve sanki bizi amaç doğru da yöntem yanlış gibi bir sonuca götürdüğü ortaya çıkar. Yaşadığımız ortadoğu coğrafyasında terörün siyasal bir araç olarak tercih edilmesi karşısında, bu tarz siyasal hareketler zıddında durulması gereken hedeflere sahiptir. Haklı olduğunu savunduğu için öldüren bir kör şiddetin, masum sivilleri hedef alan kanlı siyasetin temsil ettiği, bir halkın iradesi değil ancak halk düşmanlığı olabilecektir.
Peki bir yandan haklı bulduğumuz mücadeleyi sürdürürken bu iki sorunun, kimin kim tarafından öldürüldüğünün, her şeyden önce gelmesinin önüne nasıl geçebiliriz? Belki de şunu yapmayı öğrenmemiz gerekir: Bir çocuğun ölümüne her şeyden önce çocuk olduğu ve geleceğini yaşayamadığı için üzülen insanlar olmayı becerebilirsek verdiğimiz mücadele ve inandığımız değerler daha anlamlı olacaktır. Sontag’ın çalışmasında en çok sorguladığım şey “başkaları” (others) kavramı. Evet, dünya üzerinde yaşanılan her acıyı içselleştiremeyiz. Fakat insanlığın ortak acıları var. Bir çocuğun önlenilebilir ölümü herkes için bir acı olsa gerek. İsrailli veya Filistinli olmasının daha sonra düşünülmesi gerektiğinden bahsediyorum. Ya da körlemesine yaşatılan her türlü şiddet, patlayan bombalar, yıkılan bir ülke herkesin üzülebileceği birer deneyim olsa gerek.
İnsanların acı çekmelerine son vermek için araçlar geliştirdik. Siyaset yapabiliyoruz örneğin. Eşit ve özgür yaşayabileceğimizi biliyor ve istiyoruz genel olarak. Siyasetin buna hizmet etmesini istiyoruz. İnsan onurunu yücelten politikalarla yaşamayı arzuluyoruz. Siyaset de bunun aracı olduğu ve acılarımızı sarmaya yettiği oranda veya daha fazla acının olmaması için işe yarıyor. Tam da bu nedenle siyaseti kullanan, daha iyi bir dünyayı isteyen ve mümkün olduğunu savunan biri olarak “başkalarının” acılarına bakmayı değil, insanların travmatik deneyimlerinin ortak acılarımız olduğunu düşünmeyi tercih ediyorum. Bunun da ötesinde insanların acılarını dinlemek gibi bir görevimiz olduğunu hissediyorum: mücadele pratiği bana “başkasının” değil, acıların topyekun dayanışma örnekleriyle ortaklaştırılabileceğini öğretir.
Acı çeken insanlara avukatlık mesleğim gereği destek olabilmem için onların acılarına karşı maalesef mesafeli durmam profesyonel anlamda bana yardımcı olur. Fakat bu ülkenin bir yurttaşı olarak halen çocukların güven içinde yaşayamadıklarını görmek benim de acımdır. İyi bir geleceklerinin olmasını sağlayamamak benim acımdır. Bu insanların hayatları birer hikayeden ibaret değil ve içimde bu tabloyu değiştirmek için mücadele etme isteği uyandırır.
***
Sontag savaş mağdurlarına “empati” ile yaklaşılabilmesi için “Bir savaşın onu bilfiil yaşayanlar ve yakından izleyenler dışında uluslararası ilgi toplaması için, onun henüz daha savaş sürerken emsallerine hiç benzemeyen bir özelliğinin olması, yani savaşan ülkelerin çıkarlarının çok ötesinde, sıra dışı ve önemli başka bir şeyleri simgelemesi gerekir.” diyor. Kadın cinayetlerinde de çokça gördüğümüz bir şeydir bu. Bir kadının öldürülmesinin diğerlerinden farklı özellikler barındırıyor olması daha çok ilgi görmesine neden olur. Örneğin Özgecan Arslan cinayetinde Özgecan okuldan evine giden genç ve masum bir kadın olarak toplumun dikkatini çekti. Maalesef bu anlamda gösterilen ilgi erkek arkadaşının evine giden Münevver Karabulut için gösterilmedi. Toplum Münevver’e sahip çıkmamıştı Özgecan’a çıktığı kadar. Bu ikiyüzlülüğünün acıya bakarken insanların tercih yapmalarından kaynaklandığını düşünmekteyim. Bu tarz olaylarda maganizel bilgiler geldikçe ilgi artmaktadır. Bunun da haberciliğin kadın ve çocuk alanındaki konuların tükettirdiği için böyle olduğu ortadadır. Bazı olaylara diğerlerinden daha çok bakmayı tercih ederiz ne yazık ki. Veya tercih ettiriliriz demek daha doğru olur.
Susan Sontag, “Başkalarının Acısına Bakmak” adlı kitabında, fotoğrafı ve özel olarak savaş fotoğrafını kurcalarken “Daha dramatik görüntüler yakalamanın peşine düşmek, hem fotoğrafçılığın itici gücüdür, hem de şok yaratmayı tüketimi sağlamanın esas dürtülerinden biri kılmış ve bir değer kaynağı haline getirmiş bir kültürün normal işleyişinin bir parçasıdır” der. Şok edicilik, dramatiklik fotoğrafın tüketilmesini sağlıyor.
Peki Fotoğrafta Anlatılan Hikayeyi Nasıl Görürüz?
Diğer bir deyişle acıya nasıl bakarız? Çünkü fotoğraf ile bize bir hikaye anlatılır, fotoğrafçı tarafından bize bir bakış açısı verilir. O halde acıya nasıl bakmamız gerektiğini fotoğrafçının gözünden mi görürüz, yoksa kendi görme biçimimizden mi?
“Her imgede bir görme biçimi yatar. Fotoğraflarda bile. Çünkü fotoğraflar çoğu zaman sanıldığı gibi mekanik kayıtlar değildir. Her bir fotoğrafa baktığımızda, ne denli az olursa olsun, fotoğrafçının sınırsız görünüm olanakları arasından o görünümü seçtiğini fark ederiz."[7] Peki bunu neden yapar fotoğrafçı? Şok edici görüntülerle insanların acılarını mı anlatmak ister? Savaşlarda çekilen fotoğrafların sadece birer belge tanıklığı yaptığını düşünmüyorum. Sontag’ın da dediği gibi fotoğrafların en nefret uyandırıcı gerçekleri yalnızca kaydetmek değil, aynı zamanda tanımlama gücü bulunmaktadır. Gerçekliğe tanıklık gücüdür bu. Fotoğrafçı, fotoğraf muhabiri tarafsız bir gözlemci değildir. Acıyı göstermeyi de, savaşı propaganda etmeyi de kendi seçer. Sontag tam da burada protesto boyutu katılmadığında aynı yöntemle bir fotoğraf karesiyle savaşı öven bakış açısı sunulabileceğini söylüyor. Fakat fotoğrafçı gördüğü şeyi fotoğrafla nasıl tanımlamak isterse istesin, fotoğrafın anlamı sözcüklerle nasıl tarif edildiğine bağlı oluyor. Neticede fotoğrafın işlevi sanatsal kaygının yanında kaydetmek, hatta bazen sadece kaydetmek. Ama onu anlatmak başka bir iş. Sadece sanatsal kaygıyla yaklaşıldığında nasıl resimde olduğu acının görüntüsünü yaratmak amaçlanıyorsa fotoğraf ile de acıya nasıl bakacağımız da bize anlatılabilir.
Fotoğraf zamanı mekânsal hem de tarihi olarak kaydeder, durdurur. Tarihinde hangi anında durmamız gerektiği de tercih meselesidir. Haber fotoğrafları gerçeklik iddiası taşımalarının yanı sıra, üzerinde çalışılmış, özenle seçilmiş, inşa edilen, aynı zamanda estetik kaygı içeren ve ideolojik özellikler taşıyan işler. Yan anlamlarıyla ve metinlerle haber fotoğraflarının anlamı derinleştirilebiliyor. “Buraya bak ve bunu değiştir” mesajı verilebiliyor.
Sonuçlandırmak yerine,
"İnsanlar oldukları yerde kendilerini güvende hissettiklerinde başkalarının çilelerine karşı duyarsızlaşırlar.”
Acıya alışmak, acıyı kanıksamak, “elden bir şey gelmez” diyerek hayıflanmak. Bunları yaptı insanlar ve yapmaya da devam ediyor. Sadece acıya bakmak mı görevimiz? Susan Sontag “sadece bakmak yetmez” diyor. Başka bir yol daha var ki o da, acıyı ortadan kaldırmak için mücadele etmektir.
“İnsanların dehşet manzaralarına karşı daha az duyarlı hale gelmelerinin sebebi bir savaşın tepkilerle durdurulabileceğine inanılmamasıdır. Oysa şefkat, zaten istikrarsız, gelgeç bir duygudur. Burada sorun, uyandırılmış, ayağa kaldırılmış duyguların, aktarılmış bilgilerin nasıl eyleme dönüştürüleceğidir. Bizim yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığı duygusu yaygınlaşırsa o zaman insanlar haberlerden sıkılmaya, giderek tepkisizleşmeye ve iyice atalete kapılmaya başlarlar.”
Tanık olduğumuz dehşetin eyleme dönüşmesini ve “başkalarının” acısı olarak kalmamalarını sağlayalım. Dayanışma gösterelim ve ortadan kaldırmak için mücadele edelim. Yoksa giderek artan bu kayıtsızlık da savaşların kendisi kadar bir delilik hali değil midir?
* Bu yazı kaleme alındığında henüz Filistin'de İsrail'in saldırıları hız kazanmamıştı. Çeşitli yazarların yazılarını tartıştığımız bir yüksek lisans dersine katılıyordum ve o hafta Susan Sontag okuyacaktık. Henüz 7 Ekim 2023 tarihinden oldukça uzaktık, 70.000 insan hayatını kaybetmemişti ve gündemimizde Ukrayna Rusya savaşı bulunuyordu.
[1] “Pregnant woman, baby die after Russian bombing in Mariupol” Mstyslav Chernov, Associated Press, 15/03/2022.https://apnews.com/article/russia-ukraine-war-maternity-hospital-pregnant-woman-dead-c0f2f859296f9f02be24fc9edfca1085 (Erişim tarihi: 11/11/2022)
[2]“Bir savaş fotoğrafının izinde: Marianna Vishegirskaya’ya ne oldu?” Orhan Gökdemir, 23/03/2022.
https://haber.sol.org.tr/haber/bir-savas-fotografinin-izinde-marianna-vishegirskayaya-ne-oldu-330210 (Erişim tarihi: 11/11/2022)
[3] Fotoğraf Üzerine - Susan Sontag, s.143, Agora Kitaplığı, 2008.
[4] Fotoğraf Üzerine - Susan Sontag, s.144, Agora Kitaplığı, 2008.
[5] “Qatar: Failure to investigate migrant worker deaths leaves families in despair“, Uluslararası Af Örgütü, 26 Ağustos 2021. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2021/08/qatar-failure-to-investigate-migrant-worker-deaths-leaves-families-in-despair/ (Erişim tarihi: 11/11/2022)
[6] “Revealed: 6,500 migrant workers have died in Qatar since World Cup awarded” , The Guardian, 23 Şubat 2021. https://www.theguardian.com/global-development/2021/feb/23/revealed-migrant-worker-deaths-qatar-FIFA-world-cup-2022 (Erişim tarihi: 11/11/2022)
[7] “Görme Biçimleri”, John Berger, s.10, Metis Yayınları.

Yorumlar
Yorum Gönder